Korona ve geleceğimiz

Korona ve geleceğimiz

Esin Davutoğlu Şenol

Bugün itibarıyla salgının birinci yılı bitmek üzere diyebiliriz.

Çünkü Çin’de 30 Aralık’ta başlayan ve yaşamlarımızı bir bilinmez ile uzlaşmak zorunda bırakan bu salgının, ilk bildirimin yapıldığı tarihin en az iki ay öncesinde başlamış olduğundan eminiz artık.

Salgınla geçirdiğimiz bu bir yılın katastrofisini ise şöyle özetleyebiliriz, dünyanın en az üçte biri karantinada, milyonlarca insan işsiz, bir milyardan fazla çocuk okulsuz kaldı.

Ancak sahne hala virüste ve kötü görünenden yani önümüzdeki kışın çok zor geçeceği gerçeğinden kaçmak imkansız gibi.

Şu ana kadar salgınla baş edebilmiş ülke sayısı iki elin parmağı kadar, kısmen kontrol edebilmiş ülkelerde yaz mevsimindeki gevşemenin etkisiyle hızlı vaka artışları var ve yeniden kapsamlı kısıtlamalara geçildi.

Bizim gibi sıralamanın başında yer alan ülkelerde ise salgın zaten hiç kontrol edilemedi, çok sayıda ölüm, ekonomik, mental ve ruhsal yorgunluk ile toplum ve sağlık sistemi taşmak üzere.

Salgının başlangıcında hastalıktan korkarken artık hastalıkla baş edilebileceğini, iyi bakım ile ölüm oranlarının azaltabileceğini biliyoruz.

Şimdi, hastalıkla uğraşan ve salgın ile mücadele edenleri korkutan ise salgının bu yükü ile girmekte olduğumuz kış mevsimi.

Bulaşma dinamiklerini iyice öğrendiğimiz virüsün, bulaşma ihtimalinin en yüksek olduğu, kapalı ve havalandırma sorunlu alanlarda, bir arada bulunmak durumunda kalacağız.

Bir bölümümüz zorunluluktan, bir bölümümüz ise virüsün yaşamlarımıza getirdiği riski hala algılayamamak nedeniyle, daha kapalı ve kalabalık alanlarda virüs ile karşılaşıp, güvenli sığınağımız olan ev ya da dost ziyaretlerinde virüsün yayılmasına yardımcı olacağız..

Aslında artık pek çoğumuz hastalığa ya da hasta yakınlarımıza çoktan dokunmuş olmamıza karşın koronanın ciddiyetini ve bizi asla terk etmeyeceğini kavrayamıyoruz.

Aklımız konusundaki kibrimizi henüz alt edemese de, virüsler böyle ürperticidir.

İnsanlık tarihi boyunca yaşanmış salgınların çoğundan sorumlu olan, gözle görünmez, elle tutulmaz virüsler, tarihi ve hatta pek çok genimizi değiştirmiştir.

Ama bazı bilim insanları ve tarihçiler dışında, geçmiş salgınlarda olduğu gibi bu salgında da, salgın biter bitmez, algılamaktan özenle uzak durduğumuz bu süreci belleğimizin hiç kurcalanamayacak katmanlarına son hızla fırlatacağımızdan eminim

Bu yüzden, son yirmi yılda, 2002’ deki SARS ve 2012 ‘deki MERS salgınlarında, aynı virüs bize ne kadar ölümcül ve ciddi olduğunu birkaç kez göstermiş olmasına hatta bugün yaşadığımız salgını on yıl kadar önce birebir anlatan bilim kitaplarına rağmen, bu denli hazırlıksız yakalandık

Bilim, insanlığın yakın zamanda hemen duymak istediği türden “mutlak” ve “ mükemmel” bir çözümü, insanlığın istediği hızda yetiştiremiyor ve yetiştiremeyecek.

İnsanlar ise, bilimden istediği cevapları istediği hızda alamayınca safsatalara savruluyor.

Sürekli yalancı alarmlar ile ölümcül bir iyimserlik pompalayan politikacılar ve safsatacılar ise ”önümüzdeki bir iki ay içinde…” diye başlayan ve virüsün bir ara kendiliğinden kaybolacağını ima eden cümleler ile nasılsa çoğu hafif geçiriyor ve bağışık kalıyor gibi yanlış varsayımlara dayalı “sürü bağışıklığı” na yatırım yapan kör taktikler ile, aslında dinamikleri iyice anlaşılmış ve yönetilmesi gerçekçi, koordine ve disiplinli önlemler ile basit olan bir salgının felakete dönüşmesinden sorumlu olacaklar.

Başlık ve en çok merak ettiğimiz ile uyumlu olarak, bu zor kışı da geçirdikten sonra, korona ile bizi bekleyen gelecek neye benzeyecek ?

Öncellikle, bir gelecek ummak için, virüsün bulaşma hızını acilen kesmemiz gerektiğini belirtmeliyim.

Çünkü, denklemde,virüsün bulaşma hızı yüksek kaldıkça enfekte olacak kitlenin oranı artarken, korunabilecek kitlenin oranı azalır. Hatta bu nedenle pandemiden çıkış anahtarı olan aşı ile de istenilen geleceğe ya da aslında “koronadan önceki geçmişimiz”e dönme arzumuza kavuşmamız yıllar alır..

Kitle ya da “sürü bağışıklığı” kafasındakilerin içi boş bir iyimserlikle bilemedikleri gerçek ise doğal enfeksiyon ile ulaşmayı umduğumuz bu menzile giden yolda, yıllar süren acı dolu bir macera sonunda büyük olasılıkla bir kitlenin kalmayacağıdır.

Belki de bu yüzyılda bazı coğrafyalardaki insan türü bu maceraya, kendisinden geriye bırakmak istemediği dünyayı yok etmeye programlı olduğu için bu kadar gönüllüdür.

Geleceği ummak ve hatta yeniden şekillendirmek istiyorsak, bireysel önlemler, iyi koordine yöntemsel toplumsal önlemler gibi önlemlerin tümünü ve etkin şekilde uygulayarak, son noktayı da çok güvenli, makul düzeyde etkili bir aşı ile koymalıyız.

Pandemiyi bitirmesini umduğumuz bir aşı için rekora ihtiyacımız vardı çünkü olağan koşullarda yeni bir aşı geliştirmek güç ve zaman hatta bolca şans isteyen bir süreçtir.

Ortalama 10-15 yıl süren aşı geliştirme süreçlerinde, bir rekora gidilebileceği konusundaki en büyük umut Ebola için geliştirilen aşıdan en büyük umutsuzluk ise bir türlü aşısını bulamadığımız bazı hastalıklardan kaynaklanıyordu.

Aşı çalışmalarında, HIV için başaramadıklarımız, Ebola için başardığımız, kanser araştırmaları yaparken bulduklarımız ve bulamadıklarımız büyük bir bulmacanın parçaları gibi birleşmeye başlayınca, etkili bazı aşıların üretilmesine ve planlamasını iyi yapan ülkelerde uygulanmasına aylar ile ölçülebilecek bir süre kadar yakınız artık.

Aşı geliştirme yarışmasında olan tüm aşılar, ülkesinden, kaynağından bağımsız olarak, şeffaf ve güvenilir veri paylaşmak ve yetkilendirilmiş bağımsız kuruluşlarca gözden geçirilmek, denetlenmek ve onaylanmak koşuluyla etkin ve güvenilir kabul edilebilecektir

Ancak, bilim dünyasının aşı konusundaki temkinli iyimserliği ile kamunun “aşı” nın bir mucize yaratarak pandemiyi çok kısa bitireceği algısının örtüşmediğini belirtmeliyim.

Pandeminin ortasında başlanılacak olan kitle aşılamaları için öngörülen ve öngörülemeyen aksaklıklar da olabileceği için, bazı ülkelerde daha erken bazı ülkelerde ise iki yıldan önce bitmeyecek bir süreç olacağı düşünülebilir.

Bu öngörümdeki sürenin kısalması değil daha da uzamasının mümkün olduğunu pandemiyi bitirecek bir kitle aşılamasının 1-2 yıldan önce olamayacağını düşünmekteyim

Ancak artık bir aşımız ve umabileceğimiz bir geleceğimiz olduğunu bilerek nefesimizi daha rahat tutabileceğimizi biliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir