DSD’liler ‘dar grupçu’ anlayışa karşı genel kurulu terk etti: Laiklik ve kamusallık mücadelesi rahatsız etti

DSD’liler ‘dar grupçu’ anlayışa karşı genel kurulu terk etti: Laiklik ve kamusallık mücadelesi rahatsız etti

Dilan Esen

Devrimci Sendikal Dayanışma (DSD), iki gün sürecek olan Eğitim Sen 11. Olağan Genel Kurulu’ndan çekildi. Eğitim Sen 11. Genel Kurulu, Ankara’da toplandı. Salonda, genel kuruldan çekildiklerini duyuran DSD’den Barış Uluocak, pandeminin gelmiş olduğu nokta nedeniyle Sendikal Dayanışma Grubu olarak kongrenin ertelenmesi gerektiğini defalarca dile getirdiklerini hatırlattı.

Genel kurula hukuka aykırı bir biçimde ve sağlıkları hiçe sayılarak çağrıldıklarını vurgulayan Uluocak, “Örgütsel mutabakatı yok sayan, arkadaşlarımızın emeğini hiçleştiren, kültürel ve örgütsel tarihimizi yok sayan, dayatmacı bir anlayışla kongre örgütlenmek istiyorlar” dedi. Daha sonra DSD’liler salonu terk etti.

Ayrıca DSD merkez kurullarda görev almayacağını da duyurdu. Gelişmeleri ve Eğitim Sen’in geçen dönemki mücadelesini Genel Başkan Feray Aytekin Aydoğan ve MYK Üyesi Özgür Bozdoğan ile konuştuk.

HER OKUL MÜCADELE ALANI OLDU

► Üç yıllık mücadele dönemini genel olarak değerlendirir misiniz? Eğitimin acil sorunları ve Eğitim Sen mücadelesi nasıl şekillendi?
Feray Aytekin Aydoğan:
İktidar 18 yıl boyunca yeni rejimin inşası için eğitim alanını sermayenin ve siyasi iktidarının gereksinimleri üzerinden inşa eden politikalar izledi. Müfredatın değiştirilmesinden okullaşma politikasına; sermaye ve dini yapılarla, cemaatlerle imzalanan protokollerden kamu okullarına ayrılmayan kaynakların özel okul sahiplerine aktarılmasına; sözleşmeli, ücretli, güvencesiz çalıştırılma koşullarından hukuksuzca ihraçlara; liyakatin reddine bütünlüklü bir kuşatma gerçekleştirildi. Bu kuşatmaya karşı öğrencilerimizin, eğitim emekçilerinin hakları mücadelesini eşit ve özgür bir memleket mücadelesiyle birlikte sürdürme iddiasıyla yola çıktık.

İlk günden bugüne, “Mesleğime Dokunma” diyerek işyeri işyeri, sokak sokak mücadelemizi örgütledik. Mesleğimize, haklarımıza sahip çıktık. Okullaşma politikası, sınav sistemi değişiklikleri sermayenin, dini yapıların gereksinimleri üzerinden yeni rejimin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan dayatmalardı.

“Öğrencime Dokunma” diyerek öğrencilerimizin hayallerine, umutlarına ortak geleceğimize sahip çıktık. Zorunlu imam hatipleştirme ile yeni rejimin ve meslek liselerini yoksulların, halkın çocuklarının ucuz iş gücü olarak sermayenin ihtiyaçları üzerinden inşa etmeye çalışan kuşatmanın karşısında durduk.
İktidarın öğretmenlik mesleğini dönüştürme, ‘iktidarın öğretmenlerini’ yaratma çabası karşısında seçim beyannamesinde de yer alan “Öğretmenlik Kanunu”na karşı ‘Öğretmen Dünyayı Değiştirir’ diyerek mücadele ettik. İktidarların değil, halkın öğretmenleriyiz dedik.

Baskıların yoğunlaştığı, tüm toplumun susturulmaya çalışıldığı karanlık günlerde bir umut ışığı yakmak için 23 Kasım 2019’da Ankara’da bir miting gerçekleştirdik. Haklarımıza, okulların, üniversitelerin kuşatılmasına, öğrencilerimizin eğitim hakkına, ortak geleceğimize sahip çıkmak için yaptığımız bu buluşma aynı zamanda 10 Ekim’de emek, demokrasi ve barış mitingimizin üzerine bomba atan faşist karanlığa karşı da bir meydan okumaydı; eşit, özgür, laik, demokratik ve barış içinde bir ülke mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğimizin haykırışıydı.

Pandemi eğitimdeki eşitsizlikleri derinleşti. Eğitimde yaşanan sorunlara karşı, bu dönem içinde kamusal eğitim mücadelesini öne çıkararak eğitim emekçilerinin ve öğrencilerimizin eğitim haklarını savunduk. Bunun için, Eğitim İzleme Kurulları örgütleyerek, sorunları yakından izlemek ve çözümler getirmek için ortak bir mücadele zemini oluşturduk.

EZİLENLER İÇİN MÜCADELE ETTİK

Özgür Bozdoğan: Eğitim, rejimin siyasi hegemonyasının merkezine alındı. Biz bunu görerek, mücadeleyi buna karşı yürüttük. Eğitim alanındaki eşitsizliklere, piyasacı ve gerici dönüşüme karşı ciddi bir barikat oluşturmaya çalıştık. Hem eğitim hem de yükseköğretim alanında AKP’nin yürüttüğü faaliyete karşı alanın tüm özneleriyle birlikte etkili bir mücadele örgütlemeye çalıştık. Burada, Eğitim Sen’in temsil ettiği mücadele açısından da önemli bir birikim oluşturuldu. Bizim sınıf ve kitle sendikacılığı anlayışımız, toplumun tüm ezilenleri için mücadeleyi öne koyar. Eğitim Sen, eğitimdeki mağduriyetlere karşı tüm ezilenler için, tüm öğrencilerin hakları için mücadele etti.

Bizim açımızdan bir başka önemli nokta, öğretmenlik mesleğinin tarihsel ve toplumsal öneminin altını çizmekti, mesleğimizi haklarımızı savunduk. Öğretmenlik mesleğinin savunulması; bilimin, sanatın, felsefenin, sorgulamanın savunmasıdır. Ondan dolayı da öğretmenlik mesleğinin savunulmasını halkın mücadelesinin savunulması olarak değerlendirdik.

► Eğitim Sen Kongresi’nden çekilme ve merkez yönetime girmeme kararının alınmasının nedenleri neydi, süreç bu noktaya hangi nedenlerle geldi?
Özgür Bozdoğan:
1995 yılında hem Eğitim Sen hem de konfederasyonumuz KESK bazı temel ilkeler üzerine şekillendi. Bunların birisi de mutabakat anlayışıdır. Bu mutabakattan kastedilen dar anlamda sendika içindeki grupların mutabakatı değil, birlikte mücadele ettiğimiz tüm özneleri de kapsayacak bir mutabakatı ifade eder. Gelinen aşamada geçtiğimiz süreçlerde ciddi oranda zarar görmüş olan bu mutabakat ilkesi bu kongrede tamamen ortadan kaldırıldı. Bazı gruplar, mutabakat yerine sayısal güç üzerinden sendikaya kendini dayatmayı tercih etmeye başladı. Eğitim Sen Kongresi mutabakat kültürünün ortadan kaldırılmasının yarattığı bir krize dönüştü. Bizim tavrımızın nedenlerinden birisi bu dayatmacılıktır. Bunu reddettik. KESK’in kuruluş ilkelerini savunmak, bugün birlikte mücadele ettiğimiz tüm özneleri kapsayan bir mutabakat zemini oluşturma anlayışıyla bu kararı aldık. Merkezi yönetimlerde yer alıp almamak sorunu değil mesele, daha önce de merkez organlarda yer almadığımız, bunu tercih ettiğimiz, etmediğimiz zamanlar oldu. Dolayısıyla asıl mesele kimin temsil edildiğinden öte bir grubun sayısal çoğunluk üzerinden kendi grup çıkarlarını sendikanın çıkarlarının önüne koymuş olmasıdır. Bunun sonucu olarak Şube Başkanlıkları’nın yüzde 40’ında temsiliyeti olan DSD’nin temsil edilmediği bir yönetim ortaya çıkarıldı.

Tek bir gücün, kendi siyasal ihtiyaçlarını sendikaya dayatarak orada tahakküm kurmaya çalışmasının anlaşılır bir yanı olamaz. Geçtiğimiz döneme ilişkin eleştirilere de baktığımızda asıl olarak bir siyasi hareketin ihtiyaçlarına yanıt verilip verilmediği üzerinden bir değerlendirme yapılıyor olması da durumu açıklar nitelikte. Bir sendika bir siyasi hareketin ihtiyaçlarına yanıt verip vermediği üzerinden değerlendirilebilir mi? Ama gelinen aşamada inanılması güç ama yapılan bu. Sınıf-kitle sendikacılığı yerine kültür-kimlik eksenli siyaset merkezli bir çalışma öneriliyor, tartışmanın özü de bu. Devrimci Sendikal Dayanışma KESK’in mücadele birikimini yok sayan bu anlayış karşısında itirazını ortaya koydu.

► Deklarasyonda, ‘laiklik-kamuculuk’ gibi değerlerin savunulmasının eleştiri konusu haline getirildiği de ifade ediliyor, bunu açar mısınız?
Feray Aytekin Aydoğan:
Kamuculuk, laiklik, aydınlanma mücadelesi bugün memleketin en acil sorunlarına çözüm için verilen mücadelenin temel noktasıdır. Bu değerleri savunuyor olmak iktidarı rahatsız edebilir ama sendika içindeki bir grubu da rahatsız etmiş olmasını anlamak gerçekten zor. Pandemi döneminden geçiyoruz ve kamu hizmetlerinin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Eğitim Sen, bu dönemde özel okulların kamulaştırılması talebini öne çıkardı. Özel öğretim kurumları, devlet eliyle finanse ediliyor. Burada çalışan öğretmenlerin çoğu asgari ücretin altındaki ücretlerle çalışmak zorunda kalıyor. Ama patronların kasaları dolmaya devam ediyor. Salgın boyunca görüldü ki yoksul, emekçi halk çocuklarının eğitime erişme imkânları tümüyle ortadan kaldırılmış durumda. Evet, bunu değiştirmek kamusal bir eğitimi güçlendirmek için mücadele ettik.

Laiklik ve aydınlanma değerlerini savunduk. İmam hatipleştirmeye, protokollerle okulların siyasal İslamcı vakıf ve derneklere teslim edilmesine karşı durduk. Bu mücadele çocuklarımızın geleceği ilgili bir mücadele, bu mücadele aydınlık ve karanlık arasındaki mücadele. Bizim neden bu mücadeleyi yürüttüğümüz bir soru konusu değil, asıl soru laiklik ve kamuculuk mücadelesinin nasıl olur da eleştiri konusu yapılabildiği olmalıdır.

Eğitim emekçilerinin sorunlarına sahip çıkmak, memlekete sahip çıkmak bizim sorumluluğumuz… Bu sorumluluğumuzu her koşulda ve şartta yerine getirmek için aynı kararlılıkla mücadele edeceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın. Güzel bir geleceği kurma mücadelemizi kararlılıkla, inatla, umutla sürdüreceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir